İ.S. 27

Günümüz ortalama bireyi, kendi sığ görüşlerini, kanun-kural tanımadan, tüm dünyaya duyurma cesaretini nereden buluyor?

Selçuk Altun Kitap İçin’in 3858. Maddesinde (7 Nisan 2016, Cumhuriyet Kitap) şöyle bir (haklı) öneride bulunur: “İÖ için İsa’dan Önce, İS için İsa’dan sonra deniliyor ya; “İnternet’ten Önce” ve “İnternet’ten Sonra” diyerek durumu güncelleştirsek?” Doğrudur; “İnternet’ten Sonra” hayatımız eskisi gibi olmadı. Üstünden henüz 30 sene geçmeden interneti kısmen veya tamamen kapatmanın toplumumuz için en uygun çözüm olduğunu düşünenler yok değil (Türkiye İnternet’e teknik olarak Nisan 1993’te bağlanmıştır).

Bellidir ki internet bir araçtır. Her araç gibi kimin elinde nasıl kullanıldığına göre rol alır. Bir insan bir silahla öldürüldüğünde kimsenin aklına silaha ceza kesmek gelmez. Ancak bir insan bir mesajla bir başkasını ifade özgürlüğünün-eleştiri boyutunun üstünde nitelendirirse, nedense aklımıza “araç”a ceza kesmek geliyor!

Dijital teknolojilerin kapıdan, olmazsa bacadan girmesinin soy bir nedeni var. Kapitalist paradigma çerçevesinde daha çok kar elde etmek. Yoksa kimsenin ne bireyi ne de toplumu geliştirmek-kalkındırmak için bu tür gelişen teknolojilere yatırım yaptığı yok! Hal böyle olunca dün kendi dar dünyasında ağzına geleni söyleyen günümüz ortalama bireyi, dünyanın her yerinde, internetin en popüler kanalları olan sosyal medya siteleri aracılığıyla kendi cehaletini-nefretini dünyanın öteki ucuna dek ulaştırabiliyor. O dar-sığ bakış açısını genişletme-geliştirme gereği duymadan! 5G altyapısı ülkesine gelmemiş, Kovid19 5G’den yayılıyor diye önüne çıkan baz istasyonlarını ateşe veriyor. Kendisi gibi değil diye “öteki” hakkında saygısız paylaşımlarda bulunabiliyor.

Oysa şu temel soru hala cevaplanmayı bekliyor: Bu bireyler kendi dar çevrelerinin ötesine geçip, tüm dünyaya racon kesme cesaretini nereden buluyor? Bunu öğreten bir okul mu var? Bunu cesaretlendiren bir kurum-kuruluş ya da yasal-yasadışı bir örgüt mü var? Yoksa aynı mecralarda, fiziksel ya da dijital, maruz bırakıldıkları benzer kötü örnekler mi var?

Youtube’un ya da Wikipedia’nın yıllarca erişime kapalı tutulmasının nedenini anımsayan var mı? “Öteki”ne hakaret edildiğinde toplumun ilgili yasal mekanizmaları isteksiz davranırken örnek teşkil etmedi mi? Kadın cinayetlerinin ya da çocuk istismarının azalmamasının gerisinde yatan şey failin karşılaşacağı olası cezanın caydırıcı olmaması olabilir mi? Bireyin bilinçdışına bu mesajları kim veriyor? Toplumun kendisi değil mi?

Bir ramazan günü Fatih Camii çıkışında önümde aynı aileden üç kuşak yürüyor, ister istemez konuşmalarına kulak misafiri oluyorum. Çocuk ailenin erkek bir yakınlarının (dayı, amca vb) evinde kalmak istediğini söylüyor. Belki de o evde kendi yaşıtı akranları var. Anne beklenmedik bir tepki veriyor ve anneanne dışında hiçbir akrabalarının evinde yatılı kalmasına izin vermeyeceğini söylüyor. Anneanne de bunu destekleyici bir kaç söz söylüyor! Çocuklarımızı kendi akrabalarımızdan koruyarak yetiştirmek zorunda mı bırakıyor toplumumuz bizi?

Nefret söylemi, eyleme dönüşmese bile, bir suçtur. Bu suçun gerektirdiği ceza öteki-beriki ayrımı yapılmadan herkese adil uygulanmalıdır. Maruz kalanın kim olduğuna bakılmadan eldeki imkanlar kullanılarak suçlu tespit edilmeli ve ceza çekmesi gerekiyorsa çekmelidir. Araçları cezalandırmak ne ondan istifa edenlerin yaptıklarını örtbas eder ne de bireyin-toplumun vicdanını rahatlatır.

Herkese Bilim Teknoloji Dergisi; “Dijital Kültür” Köşesi (Sayı 224 10.07.2020)