İnsandan farklı olarak yapay zeka kitlesel yıkıma başvurmadan dünyayı cennete çevirebilir.

Yapay zeka insanın varlık sebebini sorgulamak zorunda bırakabilir mi? YZ alanında alınmaya başlayan güncel sonuçlar bir yandan da bunu düşündürmeye başladı. Özellikle gerçekleşmiş veri üzerinde analiz yaparak sonuç üretmeyi gerektiren süreçlerde YZ’nin insan kapasitesine oranla bariz üstünlük kurması er ya da geç bu sorunun daha çok dile getirilmesini sağlayacak.

Örneğin bir hastalığa teşhis–tanı koyma sürecinde yüzde yüz doğru tahmin yapacak bir dijital doktor ortaya çıkarsa, kim neden insan doktora gitme inadını sürdürsün? Benzer bir kıyaslama hukuki süreçlerle ilgili de yapılabilir.

Bu “vuruşarak çekilme” sürecini aslında insanlık daha önce de pek çok kez yaşadı. Örneğin bilgisayarlaşma süreci. Kırk sene önce insanın yaptığı işlerin pek çoğunu bugün bilgisayarlar yapıyor. Bellidir ki o bilgisayarları bugün yine insan kullanıyor. Yani insanın denetimi, yönlendirmesi, tasarımı, yapılandırması olmasa bilgisayar tek başına bir şey yapamaz. Ancak gelinen noktada bilgisayar ile çeşitli seviyelerde etkileşime girerek onu “çalıştıran” insanın sahip olduğu beceriler, o işleri kırk sene önce yapan insanların becerileri ile aynı değildir. O eski beceriler teknolojik cihazlara entegre edildi; insanlar ise daha yeni (ileri) beceriler edinmek zorunda kaldı. Kağıt kalem ile muhasebe hesabı yapanlar gitti, bilgisayar için muhasebe yazılımı geliştirenler geldi.

YZ alanındaki çalışmalar bu tür dönüşüme yeni bir boyut katma potansiyeline sahip. İnsanın hükümdarlık alanı giderek daralıyor. İnsanın bu daralan alanda varlığını sürdürebilmek için çok daha ileri becerilere sahip olması gerekiyor. Öte yandan bu grafikle tezat oluşturan bir gerçek de var. O da dünya nüfusunun giderek artması. Bir yanda daha az insan daha çok YZ destekli teknolojiler ile yaşamın daha verimli, daha kaliteli hale gelmesi diğer yanda ise daha çok insan.

Nüfus sorununu insan kendi üslubunca çözmeye kalktığında ne olacağı bellidir: Savaş, salgın hastalık gibi kitlesel yıkımlar. Ancak YZ belli bir olgunluğa gelene kadar insanın yerküre üzerindeki varlığı devam edebilirse gelişmiş, insanı da aşmış YZ’nin bu soruna farklı çözümler üretmesi söz konusu olabilir. YZ dünyayı cennete çevirebilir!

YZ’nin içgüdüsel olarak “öleceğim kaygısı”na sahip olmaması böyle bir olumlu düşünceyi akla getiriyor. “Kendi çıkarı” diye bir önceliği, önyargısı olmayacak bir varlık türü. Geliştirme sürecine müdahil olacak insanların bu tür önyargıları YZ’ye şırınga etmeye kalkışmamaları şartıyla elbet.

O halde şöyle bir soru ortaya atılabilir. Bir ülkeyi, devleti, insanı merkeze koymayacak, bütünüyle nesnel bakış açısıyla değerlendirme yaparak karar verecek YZ’yi yapmayı kim ister? Bu tür Ar-Ge çalışmalarına milyarlarca lira yatıran, yatıracak olan zengin girişimciler, yatırımcılar mı, yoksa devletler mi? Herhangi bir kişisel ya da kamusal çıkar gütmeden? Belki de bu nedenle bilim çevrelerinde şu soru güçlü bir şekilde sorulmaya devam ediyor: YZ neden insan düzeyinde bir seviyeye getirilmek istensin ki? Biz onu bize köle olsun diye yarattık! Bir başka deyişle: YZ sana söylüyorum, ey insan sen anla!

Herkese Bilim Teknoloji Dergisi; “Dijital Kültür” Köşesi (Sayı 118 – 29.06.2018)