Sessiz İstifa

İşveren ile işçinin mutabık kaldığı bir husus var: İki taraf da işgücünde insanı görmek istemiyor!

Pandemi ile gündeme gelen bir konu da “büyük sıfırlama” ifadesi etrafında şekillendi. Endüstri 4 fanatiklerinin o kaotik durumdan istifade etmesi şeklinde yorumlanabilecek bir husus. “Hazır pandemi olmuş, insanlar can derdine düşmüşken işgücünde insanı kullanmak yerine makineyi-robotu kullanma niyet ya da arzumuzdan daha çok söz edelim…”

Peki ne oldu? İnsanlar ofis giderlerinin bir kısmını ev giderlerine dahil etmek zorunda kaldı. (örneğin elektrik tüketimi, internet kullanım maliyeti, öğle yemeği giderleri vb.). Sonra da sabretmeye başladı. Muhteşem fırtına hafifledikten sonra yerinde kalanlar, “intikam soğuk yenen bir yemektir” taktiğini uygulamaya geçirdi.

Bugün Amerika’da her iki kişiden biri, Türkiye’de ise her dört kişiden biri aktif olarak bu süreci icra etmekte. Janjanlı bir ismi de var bunun: Sessiz İstifa! Sessiz istifa edenler, aslında çalışmaya devam ediyorlar. Maaş almaya da. Peki yaptıkları ne? Daha doğrusu yapmadıkları? Sessiz istifacılar çalıştıkları yerde kendilerinden beklenen asgari iş neyse onu yapıyor; başka da bir şey yapmıyor! Daha başka ne yapması beklenir ki diye sorulabilir. Örneğin inisiyatif kullanmak! Sessiz istifacıların inisiyatif kullanma gibi bir durumları yok. Ne de sorulmadığı sürece bilseler bile bir problemin çözümünü söylemeye de.

Büyük sıfırlamanın işgücü üzerindeki olumsuz etkileri henüz tam anlamıyla bilinmiyor. Yeterince zaman geçtikten sonra, post-truth yaşam modeli sağolsun, sebep-sonuç arasındaki ilişki de netliğini kaybedeceği için (insanlar unutacak) işgücünün büyük bir oranının insandan makineye transfer edilmesi nerede başladı, nerede bitti, kimse bilmeyecek!

Belki de o nedenle işgücünü oluşturan bireylerin önemli bir kısmı, bilinçli olarak ya da üzerinde pek de düşünmeden, sessiz istifacı haline dönüşüyor. Tüm dünyada son bir yıl içinde gözlenmekte olan ekonomik türbülans da kitlelerin bu hale dönüşümünü kolaylaştırıcı bir işlev görüyor. Ancak tek sebep maddi imkanların yetersizliği değil. Temel sebeplerin başında kişinin çalıştığı yerde kendisine bir kariyer geleceği bulamaması.

Bu aslında insan kaynakları dünyası için klasik sorunlardan. Bugün de yirmi sene önce de pek çok insan çalıştığı yerde kendisine bir gelecek görememekten şikayetçi(ydi). Değişen ise işgücüne katılan yeni kuşakların bu tabloya bakış açısı. Günümüzde tecrübesiz ya da sınırlı tecrübeye sahip işgücünün büyük bir kısmını Y Kuşağı oluşturuyor. Biraz da Z Kuşağı. Bilgisayar, internet, cep telefonunun olmadığı bir dünyayı bilmeyen bu kuşaklar için kendini gerçekleştirme sürecinin gecikmeden başlaması gerekir. Ofiste de okulda da yaşamın başka alanlarında da. Bu süreçlerde, herhangi bir sebeple ortaya çıkacak, gecikme ya da erteleme bu kuşaklar için tahammül edilmez bir olgu. O nedenle klasik iş dünyasının “kariyer için sabır” boyutu yeni kuşaklar için herhangi bir anlam ifade etmemektedir. Belki de bunun özünde dijital yerli bu genç kuşakların “kariyer” normunda gözlenmekte olan değişiklik. Bu kuşaklar için kariyer daha ziyade “kendini gerçekleştirme” bakış açısından ele alınıyor. Maddi ya da unvan açısından değil.

Sonuçta herkes mutabık. İşveren insanı işgücünden çıkarmak istiyor. İnsan da yaşamak için artık çalışmamak istiyor. Birinin eksik halkayı tamamlaması bekleniyor!

Herkese Bilim Teknoloji Dergisi; “Dijital Kültür” Köşesi (Sayı 340 06.10.2022)