Görünürde Özbilinçli

Yapay zeka en iyi şartlarda “görünürde özbilinçli” olabilirmiş. Peki insan?

Microsoft’ta yapay zeka işlerinin başındaki yönetici Mustafa Süleyman yapay zekadaki özbilinç kavramı ile ilgili ilginç bir yaklaşımda bulunuyor: Makinedeki özbilinç kavramını “görünürde özbilinç” şeklinde değerlendirmek daha doğru olacaktır.

Microsoft’tan önce Google’ın satın aldığı DeepMind’ın kurucuları arasında yer alan Süleyman yapay zeka konusundaki uzman kişilerden birisi (1984 doğumlu Süleyman’ın babası Suriyeli annesi İngiliz). “Görünürde Özbilinçli Yapay Zeka” (Seemingly Conscious AI – SCAI) özde şu uyarıda bulunuyor: Bir yapay zeka ile kurulacak etkileşimin derinliği, duygusal bağlamı vb. insanda onun bilinçli bir şahsiyet olduğu imajını oluşturabilir. Ancak bu geçerli değildir. O nedenle etkileşimdeki rolü baz alındığında yapay zekanın ancak görünürde bir özbilince sahip olduğundan bahsedilebilir.

Doğru ancak bir de işin göstergebilimsel bakış açısı var. O bakış açısıdır ki algısal gerçeklik ile “asıl” gerçeklik arasında “sorun yaratmayan” bir ayrıklık oluşturmaktadır ve modern toplumun pek çok ögesi bu ayrıklık üzerinde yaşam bulmaktadır. En yakın örnek olarak Windows ya da MacOS gibi işletim sistemleri verilebilir. Bilgisayarın içinde olup bitenler ile bir kullanıcının ekran-klavye-fare kullanarak yaptığı şeylerin tanım kümeleri farklıdır. Kullanıcı ekranda “görsel bir ögeye” (örneğin ikon) “tıklarken”, bilgisayarın içinde olan bir grup elektronik devre arasında gidip gelen elektrik akımıdır.

Bilinç söz konusu olduğunda benzer bir “görünürde”lik insan için de geçerli. İnsandaki bilinç ne zaman “görünürde” olmaktan çıktı da “gerçek” oldu? İnsan daha bilincin ne olduğunu tam anlamıyla tanımlayamamışken. Çünkü bilinç tanım gereği kişisel bir şey. Nesnel olarak tanımlanabilecek, standartları üzerinde metrikler geliştirilebilecek bir şey değil. Sağlıklı bütün insanlarda bir bilinç olduğu kabulü var ama yol pek de oradan öteye gidemiyor.

İşte sosyal medya! Bir turnusol kağıdı gibi son yıllarda bu gerçeğin daha anlaşılır hale gelmesini sağladı. Aynı gerçeklik farklı bireyler tarafından farklı ölçütlerde değerlendirilmeye ve ona göre doğru ya da yanlış olarak nitelendirilmeye başladı. Bunun güzel bir adı da var: Post-truth! (Gerçek-ötesi, doğru-ötesi).

Bu “ötesi” takısı kişide farklı anlamları çağrıştırabilmekte. Bir şey daha iyi bir alternatifi icat edilerek aşılmış gibi. Örneğin saatte ancak 100 kilometre yapabilen bir otomobilin saatte 240 km. yapabilen biri tarafından “aşılması” gibi. Oysa öyle değil! “Ötesi” burada biraz da “arkası”, “karanlığı” gibi (nahoş) bir şey çağrıştırmalı. Post-truth özelliklerine sahip bir bilgi örneğin daha doğru-nesnel değil de daha öznel bir bilgi anlamına gelmekte. Eskiden “kuzguna yavrusu şahin görünür” idi. Şimdiki kuzgun tüm dünyanın da yavrusunu şahin gibi gördüğünü kabul etmekte (gerekirse etmeye zorlamakta).

Özbilinç insan için “görünürde” olabiliyorsa makine (yapay zeka) için “ancak görünürde seviyesinde kalması” bir yetersizlik değil, tam tersi ulaşılabilecek azami seviye anlamına gelecektir. Bu ise Süleyman’ın bir diğer tespiti ile tatlı bir çelişki yaratmakta. Süleyman, tipik bir kapitalist sanayi toplumu paradigmasıyla şu vizyonu çiziyor: “Yapay zekayı insanlar için geliştirmeliyiz, bir kişi olsun diye değil”. Eski makineler için bu tür tek-taraflı öngörülerde bulunmak normaldi. Ancak söz konusu yapay zeka olduğunda akla şu soru da geliyor: “Acaba yapay zeka(lar) bu konuda ne düşünüyor (olacak)?”

Herkese Bilim Teknoloji Dergisi; “Dijital Kültür” Köşesi (Sayı 489 19.09.2025)

Popüler Etiketler