Hiçmet

MİT Başkanı Prof.Dr. İbrahim Kalın’ın konuşmasının düşündürdükleri…

Bilinen tarihin hiçbir evresinde bilgi hiç bu kadar bol olmamış, hakikat hiç bu kadar etkisiz eleman konumuna düşmemiş olsa gerek. Çünkü içinde yaşadığımız düzen, bilginin doğruluğunu değil dolaşımını esas alıyor (almak zorunda); bunun yan etkisi olarak hakikat  (tedavülden kalkmasa da) işlevsiz hale geliyor.

MİT Başkanı Prof.Dr. İbrahim Kalın Stratcom 2026 etkinliğinde bir konuşma yaptı. Konuşma hızla tüketilecek politik bir içerik olmanın ötesinde, güncele felsefi derinlik katan açıklamalar barındırıyordu. Kalın öncelikle postmodern düşüncenin yarım asır önce ilan ettiği “büyük anlatıların sonu” olgusuna dikkat çekti. Akıl, bilim, ilerleme gibi kavramların yerini mikro hikayelerin alacağını söylemişti postmodernizm. Ancak ortaya çıkan tablo bu öngörüyle örtüşmedi. Büyük anlatıların yerini çoğul hakikatler değil, tüketim mantığının belirlediği bir dolaşım düzeni aldı. Sorun anlatıların çökmesi değil; onların yerine neyin geçtiğinin yanlış anlaşılması.

Türkçe’de bir “information” kaosu var! Onu “bilgi” diye çevirerek düşünce üzerinde büyük bir yara açılmış durumda. Batı “enformasyon çağı” diyerek yanlış bir eşleştirme yapmıyor çünkü enformasyonun bir gizilgücü vardır; onu işleyecek mekanizmadan “bilgi” (knowledge) üretmesini bekler. Bu süreç “anlama”yı bir motor gibi kullanır. Tüm bu devinimin muradı ise bilgeliğe-hikmete ulaşabilmekti(r).

Postmodernist düşünce dijital ile gelen sosyal medya batağının bireyi ve toplumu ne hale getireceğini de güç sahiplerinin bunu bir manipülasyon aracı olarak kullanacağını da (dezenformasyon) öngörmedi. Gelinen noktayı artık postmodernizm refleksiyle değil (hala sanayi toplumu paradigmasında kalınacaksa) hipermodernizm gibi bir kavramla açıklamaya çalışmak daha doğru olacaktır. Ya da paradigmalardan kurtulmak için tarafsız-şahsiyetsiz “dijital” kelimesiyle!

Bugünün dijital dünyasında veri artıyor, içerik çoğalıyor, akış hızlanıyor. Fakat bu artış, bilgi üretimine aynı ölçüde katkı sağlamıyor. Çünkü dijitalin ontolojisi anlam üretmekten ziyade dolaşımı (hızlandırarak) sürdürmektir. Enformasyon bu sistemin hammaddesi; ama bilgi onun zorunlu çıktısı değil. O nedenle artık “doğru”ya değil, “hareket”e ihtiyaç var.

Dijital, hakikati ortadan kaldırmıyor; onu değersizleştiriyor. Doğru bilgi ile yanlış bilgi arasındaki fark, ahlaki ya da epistemolojik bir mesele olmaktan çıkıyor, araçsal (teknik) bir önemsizliğe dönüşüyor. Önemli olan bilginin doğru olup olmadığı değil ne kadar hızlı yayıldığı, dikkat çektiği, dolaşımda kaldığıdır. Hakikatin bu yarışta geri kalması tutarlı. Yanlış değil yavaş olduğu (olması gerektiği) için!

Kalın’ın işaret ettiği hakikat–bilgi–varlık bağının kopuşu burada yeni bir anlam kazanıyor. Modernizm bu bağı zayıflatmıştı; postmodernizm tartışmalı hale getirdi. Dijital ise bu bağı fiilen gereksizleştiriyor. Çünkü dijitalde bilgi, varlığa tekabül etmek zorunda değil; dolaşımda olması yeterli. Böylece bilgi artık temsil ettiği varlıktan kopuktur ve (algıda) kendi başına dolaşan bir birimdir!

Bu dönüşüm, bilginin amacını da değiştiriyor. Modern dünyada bilgi, kontrol etmenin aracıydı. Dijitalde bir adım öteye geçti; sürekliliğin aracı oldu. Akışın kesilmemesi, dolaşımın durmaması, görünürlüğün sürmesi esastır. Bilgi bu düzenin yakıtı; tüketilebilir olduğu sürece doğru olup olmamasının önemi yok. Süreklilik “doğru yön” olgusunu da gereksiz hale getirdi; artık her yön doğru! Sonuç: Hikmet artık nicelik konusudur, nitelik değil! “Hikmet” dijitalde “hiçmet” olmuştur!

Herkese Bilim Teknoloji Dergisi; “Dijital Kültür” Köşesi (Sayı 516 10.04.2026)

Popüler Etiketler