Yola Bir “Neden” ile Çıkmak

Belki de ilerlemenin getirdiği zenginlikler adil bölüşülmediği için insan hala iç sesine mantığından daha çok önem veriyor!

Geçtiğimiz günlerde Simon Sinek’in TED’deki o konuşmasını dinledim. Yola “ne” ile değil de “neden” ile çıkmanın öneminin altını çizdiği. Sinek bunu insan beynine dayandırarak açıklıyor. İnsanlar her türlü “mantıklı” şey kendilerine sunulsa bile “inanmadıkları” bir şeyin peşinden gitmiyor.

Üstelik bu durum bilgi bombardına tutulduğumuz bir dünyada temele dönüş olarak da yorumlanabilir. “Hakikat bir nokta idi, onu insanlar çoğalttı”. Çoğaltılan bu enformasyon insana pek çok şey sağlayabilir belki ama bir kişinin peşinden gitmeyi getirmez. Neden sorusu kişiseldir. Her insanın kendi nedeni vardır. Bir başkasının peşinden gitmenin nedeni aynı cevabı vermeleridir. Bir başka deyişle insanlar liderin peşinden onun gül yüzü için gitmez. Planı ya da başarmak istedikleri için hiç değil. Yeter ki neden sorusuna aynı cevabı vermiş olsunlar. O zaman cehenneme kadar onu takip edebilirler.

Zira insanlar kendi hissettikleri yoldan gitmek isterler. Bunu yapamayıp da bir liderin arkasına dizilmelerinin nedeni ise belki de tek başlarına yapamayacaklarını düşünmeleri. Çekinmeleri, korkmaları. Ancak yanlarında birisi varsa? Cesaret gelir. O kişi belki yanındadır da gider onu uzaklarda arar!

Esasen ticari başarıların gerisinde de mesajın doğru verilmesi yatmakta Sinek’e göre. Apple örneğin. Bir trilyon dolarlık şirket değerine ulaşan ilk firma. iPhone kullanıcılarına ne? Bu paradan pay mı alıyorlar? Hayır! Ancak Apple sunduğu her ürün ile milyonlarca kişide benzer bir duygu yaratıyor: “Bu ürünle kendini şöyle şöyle gerçekleştirebilirsin!” Aynı ürünler farklı mesajlarla piyasaya sürülse belki de onca başarıyı elde edemeyeceklerdi. Apple firmasının kazancı kendine, Apple ürünleriyle kendini gerçekleştiren milyonların bu deneyimi kendilerine. Apple firmasından teknolojik olarak çok daha ileri ürünler çıkaran firmaların neden Apple kadar başarılı olamadıklarının nedeni bu belki de.

Lakin bu olgu bilgi çağı ile çelişiyor denilebilir. Neden zamanımızın çoğunu neden sorusuna cevap bulmaya çalışmak yerine ne ve nasıl sorularını zenginleştirmekten öteye gitmeyen bilgi üretmekle geçiriyoruz? Nedeni herhalde biyolojide aramak gerekiyor. İnsan beyni henüz kaç bin yıldır mantığın, neden-sonuç ilişkisinin, bilginin irdelendiği korteks çerçevesinde yönlendiriliyor? Geri kalan milyonlarca yıl boyunca merkezdeki limbik sistemle yönlendirilmişken?

İnsan(lık) bir dönüşüm sürecinde. Düşünceler, duygulara baskın çıkmaya başladığında. İçgüdü denilen şey ortadan kalktığında. Belki ne ve nasıl soruları da neden sorusuna galip gelmeye başlayacak. Hangisi iyi hangisi kötü diye değerlendirme yapmak başka bir tartışma konusu. Ancak bugünün realitesi bu.

Maalesef işin sosyal boyutu da bu gidişatı olumsuz etkilemekte. Sanayi toplumu ile birlikte insanlık bilinen tarihinin en ileri yaşam standardlarına ulaşmış durumda. Ancak bu gelişmeler insanı insan olduğu için üstün hale getiremedi. Sonuçlar, maddi ya da manevi zenginlikler, adil olarak paylaşılmadı. Öyle olsaydı dünya bugün cennet olurdu. Oysa onca ilerlemeye rağmen gittiğimiz yön cehenneme doğru. Yeryüzünde yaşadığı süreye bakarak bunu her birey kendisi de değerlendirebilir. İstediğimiz hayat bu muydu? “Güzel günler göreceğiz çocuklar!” Tamam da ne zaman? Gidiyoruz!

Herkese Bilim Teknoloji Dergisi; “Dijital Kültür” Köşesi (Sayı 141 – 07.12.2018)