Posthümanist ASI
Yapay zekanın evreleri belki de makinenin değil, insanın yol haritası.
Yapay zeka literatüründe yaygın bir sınıflandırma var: Dar yapay zeka (ANI), genel yapay zeka (AGI) ve süper yapay zeka (ASI). Yapay zekanın uzun zamandır beklenen ancak sürekli geciken bu gelişim çizgisi (yetmiş beş yıldır hala ANI evresinde) daha ziyade kapasite artışına dayalı bir ölçeklendirme. Ancak aynı üçlü, felsefi bir çağrışım zincirini de tetikliyor: Hümanizm, transhümanizm ve posthümanizm. Acaba bu iki üçlü gerçekten örtüşüyor mü? Yoksa yapay zekayı anlamaya çalışırken insan ona kendi tasavvurunu mu yansıtıyor?
Dar yapay zeka (artificial narrow intelligence-ANI) belirli görevleri yerine getiren YZ sistemlerini ifade eder. Satranç oynar, metin üretir, görüntü tanır. Fakat bunların hiçbiri kendi bağlamının dışına çıkamaz. Bu haliyle ANI, klasik hümanist evrenin içinde konumlandırılabilir. Hümanizmde insan özne, teknik ise araçtır. Makine, insanın iradesini genişleten bir uzantıdır. Araç–fail ayrımı nettir: Fail insandır, araç teknolojidir. ANI tam da bu mantıkla çalışıyor. Karar süreçleri ne kadar karmaşık olursa olsun, ontolojik olarak ANI bu tabloda hep bir araçtır. (Bugün pek çok bilim insanı yapay zekanın bu ontoloji içinde kalması gerektiğini savunuyor).
Ancak AGI fikri ortaya çıktığında bu denge sarsılıyor. Genel yapay zeka (artificial general intelligence-AGI) insanın yapabildiği her bilişsel faaliyeti gerçekleştirebilen bir YZ sistemi varsayımıdır. Eğer böyle bir sistem mümkünse, araç ile fail arasındaki sınır bulanıklaşır. Çünkü “genel” yetkinlik, insanın ayırt edici niteliği olarak görülmüş, ona atfedilmiş bir beceri. Transhümanizm burada devreye girer. Transhümanizm, insanın (yaşam süresinin, biyolojisinin, zekasının) teknik müdahalelerle ilerletilebileceğini savunur. AGI tasavvuru da insanı merkez olmaktan çıkarmaz ama onu bu üç boyutta genişletebilir, dönüştürebilir, “hibritleştirir”. Özne artık saf (bütünüyle organik) insan değildir; insan-teknoloji bileşimidir. Bu, ontolojik bir eşik değilse bile güçlü bir ontolojik gerilimdir.
Peki ya ASI? Süper yapay zeka (artificial super intelligence, ASI) insanın bilişsel kapasitesini her açıdan aşan bir YZ sistemi demektir. Eğer böyle bir diji-varlık ortaya çıkarsa, insan artık referans noktası (ya da merkez) olmaktan çıkabilir. Posthümanizm tam da bu iddiayı taşır: İnsan, evrenin merkezi öznesi değildir; tarihsel bir evredir (özellikle post-antroposantrizm). ASI ile birlikte araç–fail ayrımı tersine dönebilir. İnsan, kendi ürettiği sistem karşısında fail olma imtiyazını kaybedip onun aracı haline gelebilir. Bu, yalnızca teknik değil, aynı zamanda ontolojik bir eşiktir de. Çünkü özne konumu el değiştirir.
Ancak burada kritik bir soru kendini gösteriyor: Yapay zekanın evreleri mi insanı bu felsefi aşamalara taşıyor, yoksa insan yapay zekayı kendi düşünsel evriminin bir izdüşümü olarak mı kurguluyor? ANI’yi hümanist, AGI’yi transhümanist, ASI’yi posthümanist diye etiketlemek, makinenin doğasından çok insanın korku ve arzularını yansıtıyor olabilir. Belki de bu sınıflandırma, teknik bir haritalamadan ziyade kültürel bir itiraf metni.
Dijital toplum, sanayi toplumunun bir sonraki evresi değil de yeni bir paradigma ise sorun daha güçlü makineler üretip üretememek olmaktan çıkar öznenin kim olduğunun irdelenmesini gerekli kılar. Teknoloji yapay zekanın kapasitesini artırmakla meşgulken felsefe insanın, yapay zekanın türlü evreleri karşısında, kendini nasıl tanımlayabileceğiyle ilgileniyor mu?
Herkese Bilim Teknoloji Dergisi; “Dijital Kültür” Köşesi (Sayı 512 06.03.2026)

