Temsil Yanılgısı

Sosyal medya istatistikleri toplumu mu ölçüyor, ölçüleni toplum sanma yanılgısı mı yaratıyor?

Bugün neredeyse her tartışmada sosyal medya istatistikleri destek kuvveti olarak kullanılıyor. Kaç beğeni, kaç paylaşım, kaç izlenme? Hızını alamayan, bu sayılar üzerinden “toplum ne düşünüyor” sorusuna bile cevap vermeye kalkıyor. Burada basit bir ölçüm hatasından değil, daha derin bir kavram kaymasından söz etmek gerek. Sosyal medya verileri yanlış yorumlanmıyor; daha ziyade yanlış bir gerçeklik düzeyine yerleştiriliyor. Sorun, bu sayıların ne söylediği değil, neyi temsil ettiğinin sanılıyor olması.

Sosyal medya kullanıcıları bir örneklem teşkil edemez. Ne demografik olarak dengelidirler ne davranış bakımından ortalamayı yansıtırlar ne de sessiz kalanları kapsarlar. Konuşan, paylaşan, tepki verenlerin oluşturduğu görünen kitle, toplumun tamamını temsil etmekten uzaktır. Çünkü genellikle çoğunluğu görünmeyenler oluşturur. Toplumun haritası görünmeyenler de dahil edilmeden tamamlanmış sayılmaz! Oysa sosyal medya istatistikleri, sanki toplumun tamamından toplanmış veriyi yansıtıyormuş gibi değerlendirilmekte.

Hal böyle olunca “kalabalık” ile “çoğunluk” birbirine karıştırılmış oluyor. Bu durum bir meydanda toplanan bin kişiye bakarak bir şehrin düşünce haritasını çıkarmaya benziyor. Meydanda olmayanlar yok sayılıyor; hiç gelmeyenler hesaba katılmıyor. Bir örneklem dengeli bir temsili içermese de tatminkar bir sayı büyüklüğüne sahipse kendisine meşruiyet kazandırıyor. Oysa bu gibi durumlarda sayının artması ancak temsil yanılgısını derinleştirmiş olur, temsili dengelemez!

Yapay zeka ile bu temsil sorununa bir katman daha ekleniyor: Algoritmik seçilim. Malum sosyal medyada görülen içerikler, kullanıcının karşısına rastgele ya da doğal biçimde çıkarılmıyor. Platformlar, hangi içeriğin görünür olup hangisinin olmayacağına anlık olarak sürekli karar vermekte. Bu kararlar ise bireysel ya da toplumsal öneme göre değil, platformun kurumsal hedeflerine göre alınır: Etkileşim, süre, reklam uyumu vb.

Böylece algoritma yalnızca ilgiyi ölçmüyor, aslında ilgiyi üretiyor. Bu da kullanıcı davranışının, ölçülen bir sonuç olmaktan çıkmasına ve yönlendirilen bir tepkiye dönüşmesine neden oluyor. Böyle bir süreçle ilgili üretilecek istatistik de davranışın kaydı değil, davranışın mimarisi anlamına geliyor. Eskiden gözleyen gözleneni etkilerdi (kuantum). Şimdi ölçüm aracı, ölçtüğü şeyi şekillendiriyor.

Asıl kırılma noktası da burada oluşuyor: Temsil etmeyen bir örneklem, algoritmik olarak seçilip büyütülebiliyor ve ardından da “Bakın işte; toplum böyle düşünüyor” denilebiliyor. Sosyal medya istatistikleri bu aşamada bilgi üretmekten acizdir; daha ziyade istenilen kanaati üretir. Sayılar artık gerçeği açıklayan temsilciler değil, belirli bir yorumu doğal göstermenin paryalarıdır! Sorun elbette sosyal medya değil. Sosyal medya sayılarının kamusal aklın yerine geçirilmeye çalışılmasında. Algoritmik olarak seçilmiş bir görünürlüğün, toplumsal gerçeklikmiş gibi pazarlanmasında-algılanmasında.

Sorulması gereken soru şu: Görülen şey gerçekten çoğunluk mu, yoksa çoğunluk olduğu söylenen mi görünebiliyor? Bu tür ikilemler dijital toplum ile ilgili çok daha genel bir dilemmanın alt temsilcileri gibi: İstatistikler çoğaldıkça, düşünme ihtiyacı azalıyor mu? Yoksa tam tersine, insan çok daha dikkatli mi düşünmek zorunda? Eskiden şehre inen köylüler köprüde Sülün Osmanların tuzağına düşmemek için “şehirdeki her şeyden” şüphelenirdi. Onların torunları şimdi dijitaldeki her şeyden şüpheleniyorlar (mı?)

Herkese Bilim Teknoloji Dergisi; “Dijital Kültür” Köşesi (Sayı 508 06.02.2026)

Popüler Etiketler