Avrupa Sahaf Şenliği

Yapay zeka Avrupa’da bir sahaf şenliği başlattı. Her gün binlerce kitap satılıyor! Ne yazık ki!

Avrupa’daki sahaflarda son aylarda dikkat çekici bir hareketlilik yaşanıyor. Yıllardır raflarda bekleyen, alıcısı çıkmayan binlerce ikinci el kitap, yapay zeka şirketleri adına hareket eden alıcılar tarafından toplu halde satın alınıyor. İlk bakışta bu, sahaflar için beklenmedik bir ekonomik fırsat gibi görünüyor. Günde birkaç kitap satmaya alışmış dükkanlar, bir anda binlerce kitaplık siparişlerle depolarını boşaltıyor. Uzun süredir atıl duran bir kültürel stok, sonunda ekonomik bir değer kazanıyor. Fakat bu hikayenin asıl dikkat çekici yanı, kitapların satın alınması değil, satın alındıktan sonra başlarına ne geldiği.

Bu kitapların önemli bir bölümü taranarak dijital ortama aktarılıyor. Yapay zeka modelleri, başka hiçbir yerde bulunmayan metinleri, dipnotları, eski baskıları ve unutulmuş bilgileri bu sayede öğreniyor. Ardından ne mi oluyor? Kitaplar fiziksel olarak imha ediliyor. Çünkü artık ihtiyaç duyulan şey kitabın kendisi değil, onun içeriği. Kitap denilen şey yapay zeka(cıların gözünde) görevini tamamlamış bir taşıyıcıdır artık. Dijital kopya elde edildiğinde, fiziksel varlığı ekonomik açıdan anlamını yitirmiştir. Oysa bir sahafın (en azından bizim ülkemizde) en büyük arzusu kitap satmaktan ziyade kitabın onun değerini bilecek doğru kişinin eline geçmesini temin etmektir! Kitabın pestilini çıkardıktan, içindeki bilgiyi aldıktan sonra onu imha eden, yapay zekacılar ise belki de “aşırı doğru” kişiler!

Tam da burada, sanayi toplumundan dijital topluma geçişin sessiz ama derin bir göstergesiyle karşılaşıyoruz. Sanayi toplumunda ham madde fabrikaya girer, işlenir ve yeni bir ürüne dönüşürdü. Dijital toplumda ise ham madde artık veriye-bilgiye dönüşmüş durumda. Yapay zeka şirketleri demir, petrol ya da pamuk satın almıyor; insanlığın yüzyıllar boyunca ürettiği düşünceyi topluyor. Onlar için kitap, bu düşüncenin yalnızca taşıyıcısıdır. Asıl değer, sayfalarda değil, sayfaların modele kazandırdığı örüntülerdedir.

Bu durum ister istemez şu soruyu gündeme getiriyor: Bir kitabın değeri nedir? Raflarda korunması mı, insanlar tarafından okunması mı, yoksa milyonlarca parametreye dönüşerek bir yapay zekanın parçası haline gelmesi mi? Bugüne kadar kütüphaneler bilgiyi korumak için inşa edildi. Şimdi ise kitaplar, korunmaları için değil, içerikleri çıkarılıp ortadan kaldırılmaları için satın alınıyor. Bu yalnızca yayıncılık dünyasının değil, kültürel hafıza anlayışımızın da değiştiğini gösteriyor.

Belki de bu gelişmeyi yalnızca bir kayıp olarak okumak eksik kalır. Yıllardır kimsenin eline almadığı bir kitap, ilk kez gerçekten “okunuyor” olabilir. Ancak onu okuyan artık bir insan değil, geleceğin dijital altyapısını kuran bir algoritmadır. İşte tam bu noktada mesele kitapların yok edilmesi olmaktan çıkar. Artık soru insanlığın ortak hafızasının hangi biçimde yaşamaya devam edeceğidir. Çünkü dijital toplumda bilgi yalnızca korunmuyor; aynı zamanda emiliyor, dönüştürülüyor ve yeni bir zekanın yapı taşı halini alıyor. Sahaf raflarında yaşanan bu sessiz hareketlilik, belki de geleceğin bilgi düzeninin en görünmez ama en güçlü işaretlerinden biri olacak. Şunu da unutmamak gerek: Okumuş insanlar yeni bir zeka türü üzerinde çalışıyorsa bu biraz da insan zekasından umudu kesmiş olmalarından kaynaklanıyor olabilir! Sen yıllarca okulu as, okuma-okutma; ondan sonra da makinelerden şikayet et!

Herkese Bilim Teknoloji Dergisi; “Dijital Kültür” Köşesi (Sayı 533 14.08.2026)

Popüler Etiketler