Kaçan Dijital Trenler

Bilişim sektörü turizmin ancak yarısı ediyor çünkü diziler uzun bakışlar ve kısa konuşmalardan oluşuyor!

TÜBİSAD (Türkiye Bilişim Sanayicileri Derneği) Başkanı (değerli dostum) Mehmet Ali Tombalak, geçen hafta HBT’de yayımlanan mülakatında Türkiye’nin bilişim sektörüne dair önemli tespitlerde bulundu. Ülkemizde bilişim sektörü, 30 milyar dolar seviyesinde bir büyüklüğe sahip ve bu rakam, turizm sektörünün ancak yarısına denk geliyor. İhracat açısından ise Kayseri’nin bile gerisinde kalıyoruz.

Son 50 yılda bilişimde birçok fırsatı kaçırdık. Önce bilgisayar, ardından internet ve sosyal medya trenleri elimizden kaydı gitti. Şimdi ise önümüzde bulut bilişim, yapay zeka, blokzinciri ve metaverse gibi yeni dijital trenler var. Ancak mevcut gidişata bakılırsa, onları da kaçırmamız an meselesi. Peki neden?

Dijital dönüşümü ıskalayan zihniyetin kökeninde sosyokültürel alışkanlıklarımız olabilir mi? Popüler yerli dizilerimize baktığımızda, düşünceden çok duygulara odaklanıldığını görüyoruz. Diyaloglar kısa, sorgulama yok, iletişim zayıf. Örneğin, bir kadın sevdiği adamın başka bir kadınla konuştuğunu görünce hiçbir şey sormadan onu hayatından çıkarabiliyor. Düşünmek, analiz etmek yerine sadece hislere ve başkalarının söylediği kulaktan dolma bilgilere dayanıyor. Çünkü hâlâ “Başkaları ne der?” kaygısı, akıl yürütmenin önüne geçiyor. Akıl değersiz, başkaları çok muteber!

Bu bakış açısı, tipik bir feodal tarım toplumu refleksi. Yapımcılar, uzun süreli dizileri daha kazançlı gördüklerinden bu döngüyü devam ettiriyorlar. Türkiye’de dizilerin süresi, dünya ortalamasının en az iki katı. Sektör, kâr etmeyi ancak böyle mümkün görüyor. Yani, ekonomik kaygılar ve reyting ölçüm sisteminin belirlediği izleyici profili, belki de toplumu düşünce temelli bir yapıya evrilmekten alıkoyuyor. Enflasyon hem bundan besleniyor hem de bunu körüklüyor! Kim yüzde bir iki kar marjı ile iş yapmak ister?

Benzer bir durum teknoloji yatırımlarında da yaşanıyor. Türkiye’de bilişim ve teknolojiye stratejik bir yatırım gözüyle bakılmıyor. Bilgiye değer ancak kriz anlarında, yani acil bir ihtiyaç hâlinde veriyoruz. Doktorlar uzun saatler boyunca düşük ücretlerle çalışırken kimse ilgilenmiyor ama hastalandığımızda onlardan mucize bekliyoruz. Mucize gerçekleşmediğinde ise onları marizlemekten geri kalmıyoruz! Aynı şekilde teknoloji de altyapı olarak değil, anlık kurtarıcı bir araç olarak görülüyor.

Teknolojiye yatırım yapan sektörler de bu hatalı bakış açısının bir parçası oldu. Teknolojiyi lojistik bir araç yerine rekabet avantajı sağlayan bir figür olarak değerlendirdiler. Donanımları ithal edip, yazılımları kendi bünyelerinde geliştirmeye çalıştılar. Pazarlama ve satış ekipleri ise altyapı eksikliklerini bahane ederek düşük performanslarını meşrulaştırdı. Sonuç olarak, ülkemiz hem bir teknoloji çöplüğüne döndü hem de başka ülkelerin Ar-Ge’sine ithalat yoluyla kaynak aktarmaya başladı.

Sosyokültürel anlamda çağın gerisinde kalmamızın nedenleri siyasi ya da ekonomik olabilir. Bir siyasetçi daha fazla oy alsın, bir iş insanı daha çok para kazansın. Ve toplum, onların tatmin olmasını beklerken yerinde saymak zorunda bırakılsın. Belki de bu yüzden, hızlı dijital trenlere binip ilerlemeye-kalkınmaya bir türlü sıra gelmiyor.

Herkese Bilim Teknoloji Dergisi; “Dijital Kültür” Köşesi (Sayı 464 14.03.2025)

Popüler Etiketler