Kaos, Düzen, Çin!

Ha Batı, Ha Çin! İnsanlar mahremiyetlerinden gönüllü olarak vazgeçiyor!

ABD Başkanı Trump’ın son Çin ziyareti kapsamında ülkeye giden ABD’li iş insanları, danışmanlar ve medya temsilcileri arasında dikkat çeken konulardan birisi de kamusal alanlardaki yoğun güvenlik kameraları oldu. Batılı gazeteciler özellikle büyük şehirlerdeki yaygın dijital gözetim altyapısını “rahatsız edici” ve “aşırı” olarak tanımladı. Hatta bir muhabir, park yapılması yasak bir yere araçlarını kısa süreli park ettiler diye ceza yediklerini (ceza dakikalar içinde aracı kiralayan kişinin cep telefonuna dijital yoldan ulaşmış) şaşkınlıkla karşılayıp, eleştirdi. Bir başka deyişle kaos yaratmış olduklarını görmezden geldi ama bunu görmezden gelmeyen düzeni eleştirdi. Oysa o kısa süreli trafik ihlallerinin dahi dünyanın her yerindeki büyük şehirlerde trafiği nasıl alt üst ettiğini herkes bilir. Anlaşılan olay Çin’de geçince eleştiri konusu oluyor: “Totaliter devlet[in dijital yüzü]”!

Peki Çinliler neden bu durumdan Batılılar kadar rahatsız görünmüyor? Çünkü Çin toplumunun önemli bir bölümü bu sistemleri öncelikle “güvenlik altyapısı” olarak değerlendiriyor. Devletin kamusal düzeni sağlamak, suç oranını azaltmak ve toplumsal güvenliği artırmak amacıyla teknoloji kullanmasını doğal kabul ediyor. Olaya bireysel mahremiyet merkezli değil, kolektif düzen perspektifinden bakıyor. Ha bir de görmezden gelinen bir şey var: Çinliler devletlerine güveniyor!

Görünen o ki Batı’nın itirazı daha ziyade devletin görünürlüğünün artmasına yönelik. Modern Batı siyasal kültürü, devlet gücüne tarihsel olarak kuşkuyla yaklaşır. Çünkü modern liberal düşünce büyük ölçüde (güvenilmez) devletin birey üzerindeki denetimini sınırlama fikri üzerine kuruludur. Bu nedenle gözetim devlet eliyle yapıldığında refleks hızla “otoriterlik” kavramına yönelir. Ancak burada ciddi bir zihinsel çelişki ortaya çıkıyor. Bugün Batılı bireylerin hayatı zaten olağanüstü ölçüde izleniyor. Akıllı telefonlar sürekli konum bilgisi üretiyor. Sosyal medya platformları davranışsal profil çıkarıyor. Arama motorları düşünsel eğilimleri kaydediyor. Dijital ödeme sistemleri tüketim alışkanlıklarını takip ediyor. Üstelik bütün bunlar yalnızca teknik veri değil; psikolojik ve sosyolojik örüntüler de üretiyor. Yani dijital toplum zaten insanı şeffaflaştırıyor, mahremiyetini hiçe sayıyor!

Sanayi toplumunun temel ihtiyacı disiplinli üreticiydi. Üretim sistemi bunun üzerine kurulmuştu. İnsan belli saatlerde çalışan, standart davranışlar gösteren ve üretim zincirine uyum sağlayan bir varlık olarak tanımlanıyordu. Dijital toplumun ihtiyacı ise farklı. Artık sistem için en değerli kaynak fiziksel emek değil, veri. Bu nedenle birey yalnızca çalışan bir insan değil; aynı zamanda sürekli veri üreten bir kaynaktır da. Hareketleri, tercihleri, ilişkileri, dikkat süresi, hatta duygusal eğilimleri ekonomik ve yönetsel değere dönüşür.

Dolayısıyla dijital toplumun doğal eğilimi bireyin görünürlüğünü artırmaktır. Çin modeli bunu devlet merkezli yaparken Batı modeli büyük ölçüde özel sektör üzerinden gerçekleştiriyor. İlginç olan aynı gözetim pratiğinin, devlet yaptığında “totaliter”, şirket yaptığında ise “yenilikçi hizmet” olarak algılanması. Bugün bazı teknoloji şirketlerinin birey hakkında sahip olduğu veri kapasitesi birçok devletten daha büyük. Fark şurada: Devlet gözetimi zor kullanma ihtimali nedeniyle korku yaratıyor; şirket gözetimi ise sözde konfor sağlıyor. Oysa insanlar mahremiyetlerini baskıyla değil, kolaylık-güvenlik karşılığında gönüllü olarak teslim ediyor. Her iki mahallede de!

Herkese Bilim Teknoloji Dergisi; “Dijital Kültür” Köşesi (Sayı 522 22.05.2026)

Popüler Etiketler