Muhteşem İnsanlık

Papa XIV. Leo da bir önceki Leo gibi teknoloji-toplum-birey üçgenine odaklanıyor!

Yapay zekayı sanayi devrimi unsuru olarak görmek kolay. Peki ya ortada yeni bir toplum modeli varsa? Papa XIV. Leo geçtiğimiz günlerde yayımladığı Magnifica Humanitas (Muhteşem İnsanlık) adlı kapsamlı tebliğinde yapay zekayı insanlığın önündeki en önemli dönüşümlerden biri olarak tanımladı. Metin boyunca sık sık sanayi devrimi dönemine gönderme var. Bu tercih tesadüfi olmasa gerek. Katolik Kilisesi, 19. yüzyılın sonunda da sanayi devriminin ortaya çıkardığı sosyal sorunlarla yüzleşmek zorunda kalmıştı (Bkz. Papa XIII Leo, Rerum Novarum “Yeni Şeyler” tebliği, 1891).

Ancak burada dikkat çekici bir nokta var. Yapay zeka ve dijital dönüşüm söz konusu olduğunda kullanılan kavramlar hala büyük ölçüde sanayi toplumundan miras. Dönüşümü anlamaya çalışırken başvurulan son yaygın çerçeve “Dördüncü Sanayi Devrimi” (“Endüstri 4”) kavramı. Bu ifade ilk bakışta güçlü görünse de önemli bir varsayım içeriyor. Eğer dördüncü sanayi devriminden söz ediliyorsa, içinde yaşanılanın hala sanayi toplumu olduğu da kabul edilmiş oluyor. Oysa tarihe biraz daha geniş açıdan bakıldığında farklı bir ihtimal beliriyor.

Tarım toplumundan sanayi toplumuna geçiş yalnızca yeni makinelerin ortaya çıkması değildi. Değişen şey üretim araçlarından çok daha fazlasıydı. Aile yapısı, eğitim sistemi, yaşam şekli vd. değişti. Şehir yaşamı yükseldi. Zaman algısı farklılaştı. İnsanların çalışma biçimleri kadar düşünme biçimleri de dönüştü. Kısacası yeni bir teknoloji değil, yeni bir toplum doğdu: Sanayi Toplumu (bir diğer adıyla Modern Toplum). Bugün de benzer bir durum söz konusu. Yapay zeka mevcut sanayi toplumunu daha verimli hale getiren yeni bir araç mı yoksa sanayi toplumunun üzerine yeni bir toplumsal paradigma inşa edecek potansiyel mi?

Papanın tebliğinde bu ayrım açık biçimde yapılmasa da metnin bazı bölümleri ikinci ihtimale işaret ediyor. İş kayıpları, otomasyon ve ekonomik eşitsizlik üzerine yapılan değerlendirmeler büyük ölçüde sanayi toplumunun klasik sorunları. Buna karşılık insan muhakemesinin algoritmalara devredilmesi, karar alma süreçlerinin makineleşmesi, hakikatin yapay sistemler tarafından üretilmeye başlaması ve bireysel özerkliğin aşınması gibi kaygılar artık başka bir düzlemin işaretleri. Çünkü bunlar üretimden çok bilinçle ilgili.

Sanayi toplumunun kavramlarıyla anlamaya çalışılan dönüşüm çoktan yeni bir toplum üretmeye başladı: Dijital toplum! Sanayi toplumu fabrika ise dijital toplum platformdur. Sanayi toplumu enerji ve sermaye ise dijital toplum veridir. Sanayi toplumu işçi ise dijital toplum kullanıcıdır. O nedenle güncel temel çatışmalar yalnızca emek ve sermaye arasında yaşanmıyor; veri, dikkat ve algoritmik güç etrafında da şekilleniyor.

Papa’nın metnindeki en önemli uyarı tam da burada ortaya çıkıyor. Temel kaygı makinelerin insanlaşması değil insanların giderek algoritmik sistemlerin uzantısına dönüşmesi. Yapay zekanın ne kadar akıllı hale yükseleceği değil; insanın ne kadar edilgen hale düşeceği. Bu bağlamda konu teknolojik olma sınırlarını aşıyor, uygarlık ölçeğinde ele alınması gerekli hale geliyor. Bunu sezgisel olarak fark eden ilk ciddi kurumun iki binlik yıllık Katolik kilisesi olması ise… Bir tür paradoks olsa gerek!

Herkese Bilim Teknoloji Dergisi; “Dijital Kültür” Köşesi (Sayı 524 12.06.2026)